Kahramanmaraş Müftüsünden Kerbela Mesajı

‘Kimden Gelirse Gelsin, Fitneye Ve Tefrikaya Dur Demeliyiz’ Hazreti Hüseyin ve ehlibeytin şehit edildiği Kerbela olayının 1380. Yıl dönümü sebebiyle açıklamalarda bulunan Kahramanmaraş İl Müftüsü Celal Sürgeç, “Bizler yarın için ve gelecek kuşaklar için fitne, tefrika ve kaostan arınmış bir dünya bırakmak istiyorsak birey ve toplum olarak fitneye pirim vermemeliyiz.

Kahramanmaraş Müftüsünden Kerbela Mesajı
10 Eylül 2019 Salı 10:16

Kimden gelirse gelsin, kime isabet ederse etsin fitneye ve fitnecilere,

tefrika ve tefrikacılara dur demeliyiz. Tarihi olaylardan ders çıkarmalıyız” dedi.

Hazreti Muhammed’in torunu Hazreti Hüseyin ve 72 yakınının şehit düştüğü ‘Kerbela Olayı’nın

1380’nci yıl dönümü Muharrem ayının onuncu günü olan 9 Eylül Pazartesi’ye yani bugüne denk

geliyor. İslam tarihinin siyasi anlamda en önemli kırılma noktalarından birini oluşturan Kerbela

Olayı’nın yıl dönümünde, şehit edilen Hazreti Hüseyin ve ehlibeyt çeşitli etkinliklerle yâd ediliyor.

Kerbela Olayı ile İslam dünyasında mezhep ayrılığı derinleşmiştir. Olayın ardından Sünni-Şii çatışması

ortaya çıkmış ve Şia hareketi doğmuştur. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesinin yankıları ve

yaraları halen günümüzde dün olmuş gibi hissedilirken, İslam âleminin birbirinden uzaklaşmasının en

büyük sebeplerinden biri olarak görülen Kerbela Olayı’nın bütün ayrıntılarını Kahramanmaraş İL

Müftüsü Celal Sürgeç anlattı. Sürgeç, ‘Fitne ve ihtilaflar karşısında akl-ı selim ve 1380. yıl dönümü

vesilesiyle Kerbela’dan ders çıkarma’ başlığıyla kaleme aldığı makalesinde birlik ve beraberliğin

önemine dikkat çekti.

Müftü Sürgeç yazısında şu ifadeleri kullandı;

“İSLAM DÜNYASINI BİRBİRİNDEN KOPARMIŞ VE UZAKLAŞTIRMIŞTIR”

“İslam tarihinde ilk fitne olayının Hz. Osman’ın şehadeti ile başladığı söylenir. Cemel ve Sıffin vakaları

da sonuçları itibariyle birer fitnedirler. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi hadisesi ise; etkisi

günümüze kadar süren büyük bir fitne ve kaostur. Unutulmamalıdır ki tutuşturulan her fitnenin

zuhurunun ardından toplumları ve çağları bekleyen en büyük tehlike, savrulma, kopuş ve toplumsal

kaos olmuştur. Bugün İslam dünyasının param parça olması, birbirlerini İslam’ın temel referansları

olan Kur’an ve Hz. Peygamberin sünneti ve sözleri doğrultusunda tanımaları ve tanıtmaları

gerekirken, daha çok tarihteki bir taktım olaylar üzerinden birbirlerini tanımlamakta ve

tanıtmaktadırlar. Bu olaylardan hareketle birbirlerini itham etmekte, ötekileştirmekte ve

parçalamaktadırlar. Halbuki Kur’an, “Başka her şeyden geçerek O’na tam gönül verin, O’na karşı

gelmekten sakının, namazı hakkıyla ifa edin! Ve asla dinlerini bölük pörçük eden, kendileri

paramparça olmuş ve her biri de kendi ellerindekiyle övünüp duran kimseler olmayın.” (Rum: 31-32)

diye kendilerini tarihi tecrübeler üzerinden ikaz etmesine rağmen. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit

edilmesinin yankıları ve yaraları halen günümüzde dün olmuş gibi hissedilmektedir. Ve öyle bir tesir

icra etmiştir ki bu olay, iki milyar nüfusu olan İslam dünyasını neredeyse kesin hatlarla birbirinden

koparmış, uzaklaştırmış ve ötekileştirmiştir.

“O GÜN AKLI SELİM GALİP GELSEYDİ…”

Eğer O gün Hz. Osman’ın, Hz. Ali’nin ve Hz. Hüseyin’in başına gelenlere seyirci kalınmasaydı, bu gün

olduğu gibi ihtilaflardan beslenen ve yangına körükle gidenlere pirim verilmeseydi, akl-ı selim galip

gelseydi, efendimizle birlikte Medine’de temeli atılan birbirine veli, yar ve dost olan kardeşlik anlayışı

devam ettirilebilseydi; İslam dünyası bugün çok daha farklı bir noktada olacak, daha asil bir duruş ve

yaşayışa sahip olacak ve cihana evrensel mesajını daha sağlıklı sunabilecekti. Oysaki bir çok ayet ve

hadis Müslümanların uhuvveti ve tevhidi üzerinde önemle durmaktaydı. Bu tevhidi zedeleyen her

türlü eylemin ve söylemin yanlışlığından ve olası toplumsal etkilerinden Yüce Rabbimiz şu şekilde

haber vermekteydi: “Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin (çekişmeyin,

didişmeyin) çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle

beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

“FİTNE VE BÜYÜK BİR BOZGUNCULUK OLUR”

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost

olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73) Kendilerine

apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar

için büyük bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi, 105) Ayrıca yine Allah Rasulü s.a.v.'in konu hakkında bir

çok uyarıları bulunmaktaydı: “Dört haslet vardır ki, kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis

münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir haslet

var demektir. O dört haslet şunlardır: Kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder. Konuşunca

yalan söyler. Söz verince sözünde durmaz. Bir konuda taraf olduğunda haddi aşar, haksızlık yapar, işi

düşmanlığa dönüştürür.” (Buharî, İman 24; Müslim, İman 106) “Dilini Müslümanları kötülemekten

çeken ve hata edeni gücünün yettiği en güzel bir üslupla ikaz eden mümine Allah rahmet etsin.”

Hişâm b. Urve r.a. diyor ki: “Peygamber Efendimiz s.a.v. bu sözünü yedi defa tekrar etti.” (İbn Ebü’d-

Dünya, Kitâbü’s-Samt, nr. 137) “Fitnesinden emin olunmayan mücadeleyi terk ediniz.” (Taberani)

“İHTİLAFLAR VE TEFRİKALAR NEYİ HALLETTİ?”

Şimdi geriye dönüp baktığımızda tarihte ve daha sonraları günümüzde meydana gelen ihtilaflar ve

tefrikalar neyi halletti? Hangi meseleyi çözüme bağladı? Kimin işine yaradı, kimin ekmeğine yağ

sürdü? Bu ihtilafların ne kadarı dini gayret ve samimiyet nedeni ile oldu? Toplum ve dini hayatımıza

ne faydası oldu? Müslüman, kardeşine niçin muhalefet eder ki? Ola ki bir meselede ihtilaf etti, bu

ihtilafı niçin bayraklaştırır? Niçin sürekli gündemde tutar? Hatta niçin bu ihtilaflar kurumsallaştırılır?

Müslümanların binlerce ittifak ettiği konu varken, bunlar Müslümanları birbirine bağlamaz da üç beş

ihtilaflı konu Müslümanları birbirinden niçin ayırıp darmadağınık eder ve birbirinden koparır? Öyleyse

bizler yarın için ve gelecek kuşaklar için fitne, tefrika ve kaostan arınmış bir dünya bırakmak istiyorsak

birey ve toplum olarak fitneye pirim vermemeliyiz. Kimden gelirse gelsin, kime isabet ederse etsin

fitneye ve fitnecilere, tefrika ve tefrikacılara dur demeliyiz. Tarihi olaylardan ders çıkarmalıyız.

“İBRET ALIP VE DERS ÇIKARALIM Kİ BU TOPLUM YENİ KERBELALAR YAŞAMASIN”

Düşünün ki bir tarafta efendimizin damadı, ehl-i beyti ve İslam’ın en önemli şahsiyeti Hz. Ali, diğer

taraftan ise; onun zevce-i tahiresi, islam fıkhının en önemli ismi ve müminlerin annesi Hz. Aişe, karşı

karşıya gelirler. Ve bilahare hayatlarının sonuna kadar vicdanen pişman eden o günün olayları patlak

verir. Peki sebep neydi ve bu hadiseler kime yaradı? Bugün bunları akl-ı selimle yeniden okuyalım ve

değerlendirelim. Sebeplerini, sonuçlarını, fitnecilerin faaliyetlerini, kişilerin zaaflarını inceden inceye

tahlil edip ibret alıp ve ders çıkaralım ki bu toplum yeni Kerbelalar yaşamasın. Zira Kur’an-ı Kerim

bizlere tarihi olaylardan akl-ı selimle ders çıkarmamızı örgütlediğini asla unutmayalım :’’Onların

kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibret vardır. (Yusuf suresi-111)

“SONUÇLARINI ÇOK İYİ HESAP EDELİM”

Allah Resûlü’nün yoluna tabi ve onun “müminlere karşı rauf ve rahim” olan ahlakına talip olan biz

Müslümanların içinde bulunduğumuz bu nazik ve kırılgan günlerde her zamankinden çok daha akıllıca

hareket etmemiz, attığımız her adımın sonuçlarını çok iyi düşünerek atmamız ve konuştuğumuz her

kelimenin muhtemel sonuçlarını iyi hesap ederek söylememiz ve o sözün nereye varacağını, geriye

nasıl döneceğini ve sonuçlarının ve yankılarının neler olacağını çok iyi hesap etmemiz gerekmektedir.

Hülasa hepimiz konuşmadan önce sözlerimizin sadece kendi şahsi, siyasi, meşrebi, mezhebi

hesaplarını veya kazanımlarını değil, bin bir parçaya bölünmüş mazlum, mağdur İslam aleminde ve

toplumunda ortaya çıkaracağı ve telafisi yıllarca mümkün olmayan sonuçlarını çok iyi hesap edelim.

Zira Yüce Rabbimiz bizden bu gibi durumlarda şu anlamlı ve sorumlu duruşu istiyor: “Erkek ve kadın

bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler,

kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yargılayacaktır.

Çünkü Allah azizdir, hakîmdir. (Tevbe-71)”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.